en cok kendime kiriliyor...kendimi yeniden kirilmak icin tamir ediyorum... coktan beri kendimi kirmadigimi farkettim... ne iyi davrandim böyle kendime? ama yapma böyle, sasirtiyorsun beni...
bu arada özledim sayfami döndüm.. buna sasirmadim ama biliyordum dönecegimi...
“Herkesin kendi sözcükleri var anlatmaya yetmeyen ve
herkesin kendi öyküsü var
anlatmakla bitmeyen...
Ya seninki hangisi? Aynı başlayan hikâyenin sendeki sonu hangisi? Bendeki... Derin... Yırtılmış su sesi...”
Emre Kalcı
Ne cok kendimizi ifade etme derdindeyiz ve ne cok biriktirmisiz meger. Simdi bak herkez konusuyor, kimse kimseyi dinlemiyor... Yazan anlasiliyorum saniyor...Aslinda okuyan senin hikayene degil, icindeki aglayan cümleyi kendi hayatina bagliyor, kendine yaniyor...
Bendeki hikayenin sonunu merak etme...kendi hikayenin sonunu kendin yaz.. Nasil olsa yine kendine yanacaksin...
Bilmem ki her kis gecen yazin yasini mi tutar? Nedir bu sogukluk bu karanlik? Adim aticak hal birakmaz mi yorgunlugu yesermenin...Her nesenin ardindan hüzne merhaba demek mecburi midir?
Yüregini sarip sarmalayip yastiga ve yorgana yatirmamaliydi oysa kis uykusuna...Hayat dedikleri kisaydi, tüketmemeliydi iste bos yere uyuyarak vakti...Her ani yasayarak, renk katarak degerlendirmeliydi...
Ama bütün lambali odalara, günesi dogdurmak icin tüm cabalar bosa... Kim dinler inatla cekistirmeleri? Icindeki Mantikannenin "Gec kalacaksin kalk artik" sözlerine kulak tikamis Yürekler... Onlar coktan uyumusdu...
Belki yeni bir bahara hazirliktir bu kadar sessizlik... Ve belki bu durgunlugun sonu yeni bir civiltiya gebedir... Dinlenenler daha mi rengarenk goncalasacak acaba bahara? Daha bir degerli mi kilinacak gelecek olan bahar? Bu kadar karanligin bir nedeni vardir elbet...
Hersey zamanini yasiyor...Olgunlasiyor... Hersey bildigi yolda ilerliyor... Sana sadece uzaktan izlemek kaliyor...
Degistiremedigin iklimlere benziyor bazen eline verilmis hayatin... Ya kabullenip yatiracaksin kis uykusuna karanlik zamanlarda... Ya da bu kara kisin acisini, soguklugunu cekiceksin bahar gelene dek... Uyutup dinlendirmekten yana kullaniyorum oyumu... Simdi söndürebilirsiniz isiklarimi...
Önce en sessizinden bir köse secti kendine... Siz deyin basi cok kalabalikti bunaldi, ben deyim yanlizliga zaten alisikti... Kim oldugunun hic bir önemi yok... -Sen -Ben Belkide sadece...
Gelisi güzeldi, gidisleri ise gelirken getirdigi tüm güzelliklerle birlikte herseyi alip götürebilendi... Mutluluk maskeli, cocuk masumiyetine bürünen yaslanmisligin, kirlenmisligin resmi idi... Zamansiz zamanlarda yitirilmis ne varsa canlandirabilen, zamanla inandirdigi degerleri yeniden yok ettirebilendi... Siz deyin hayali kahraman, ben deyim tüm güzel hayallerin katili...
Gülen yüzünün altina sakladigi hüznü mü vardi? Hüznü sadece mutluluguna nazar degmesin diye arada bir yüregine konduran miydi?
Anlasilmayi beklemeyen zirvalanmis cümleler de sen... Selami sabahi kes... Yalan say... Yok say... Hic okumadin say... Kim oldugunun zaten önemi yoktu... Su satirlardan sonra da okumayi birak... Sana göre olmayacak burasi sana hic uymayacak... Sen olmayacaksin anlatilan... Umrunda olmamali...
Cünkü sen hic gitmek istemeyeni, gitmesini istemedigini zorla göndermedin... Sen hic susman gerektigi icin susup yüreginle konusmadin... Yüreginle konusurken kimsenin anlamasini istemedigin icin yüregini kandirmaya kalkmadin... Yalanci olmadin kendine, cünkü yalani sevmezsin... Zaten yalan sevilmez dogru olanda budur... Ona bakma o kendini avutur durur...
Onu birak...Birde bana bak...
Kalemim dönüp dolasip ayni kelimeleri yazmaktan bikti... Dilim de zaten hic dönmüyor bu ara... Bu sessizligi simdi suan bitiriyorum... Bak bu sonu da ben yazmis oluyorum... Susuyorum...
17/12/2008 - Kiwiyi soydum bas ucuma koydum, ben bir hayal uydurdum...Duma du
Bir paket biskremin, bir koca poset cipsin kalöri hesabini yapmadan tükettigin günlerin özlemi oturmussa simdi suan icine... Hayalini kurdugun belki bir gün olurya olur dedigin, hayatin yorgunlugunun bacaklardaki sizi oldugunu düsündügün günlerin coktan geride kaldigini hissedince... Büyümüs mü sayiliyorsun?
Tamam belki annem saclarimi her sabah öremiyor, "dikkatli ol, gec kalma" diye arkamdan bagiranim da yok.... Ama hala taze ekmege dayanamiyorum eve gelene kadar ucunu yemis oluyorum... Sokakta sek sek oynayan cocuklar görünce de hala yerimde duramiyorum, topuklu ayakkabilarla oyuna katilmaya bile kalkiyorum...
Sadece icimdeki cocuk artik yere düsecegim ve dizimi kanatacagim korkusu tasimiyor..."Cünkü büyüyünce unutuluyor" O daha cok düsecegim ve konuya komsunun agzina sakiz olacagim korkusunu tasiyor... "Cünkü dil yarasi bir yastan sonra pek unutulmuyor"
Suan elinde olanlar varya onlar cok degerli... -kaybettiklerinden de cok fazla, cünkü kaybedilenler kaybedilmistir, tekrar ele gelmeyecektir... Ve birgün elde edeceklerinden de cok daha degerli suan elinde tuttuklarin... Bir daha hic böyle olmayabilir sacinin rengi... Cildin kirisabilir... Gözlerindeki isilti yok olabilir... Yanindakiler hep daha fazlasini istedigin icin birgün gidebilir... Avucunun ici cok fazla üsüyebilir...